medikritik.com
Köşe Yazıları

Dünya perspektifinde Kadınlar Günü’nün kadın emeğine bakışı 

Gülümser HEPER

8 Mart günümüzde Dünya’da “Kadınlar Günü” olarak bilinir ve kutlanır. Kadınların eşit vatandaşlık, üretime katılma ve eşit pay alma için tarihsel uğraşını resmeden bugünün ismi aslında “Dünya Kadınlar Günü” değil, “Dünya Çalışan ve Köylü Kadınlar Günü” dür. 

Dünya Çalışan Kadınlar Günü, proleter kadınların güçlerini birleştirerek zaman içerisinde olgunlaşması, büyümesi, genişlemesi üzerine tüm dünya için model alınmıştır. Bu kadın hareketinin devrimci özü Rusya’dan başlatılmış olup, işçi ve köylü kadınlar için tarihsel önemi olan bir anma günüdür.

Dünya’da üretim ilişkileri değiştikçe kadınların üretimden aldıkları pay düşmeye devam etmiştir. Bilhassa kapitalist modellerle yürütülen ekonomilerde kapitalizmin doğası gereği eşit paylaşımı öngörmemesi nedeniyle, kadın mücadelesinin başlığı zaman içinde değişmiştir. Dünya Çalışan ve Köylü Kadınlar Günü’nün bir asır içinde sadece Kadınlar Günü olarak adlandırılması, çalışan ve köylü kadınların tarihsel hak kazanımlarının sekteye uğradığının da göstergesidir. Bu çarpıtma, çalışan kadın sınıfının birliğini ve bağımsızlığını yok etmek üzere düzenlenen organize bir devrim karşıtı harekettir. Kadınlar gününün amacını ve tarihini bilmek, çalışan kadınların birliğini sağlamak yanında üreten kadın imajını yükseltmek için elzemdir. 

Rusya’da Üreten Kadınlardan Yükselen Ses 

Rusya’da kadınlar, Çalışan Kadınlar Günü’ne ilk 1913’de dahil oldular. Bu çalışanların ve köylü kadınların Çarlığa ilk reaksiyonuydu. Bolşevik Prada ve Menşevik Looch gibi çalışan sınıfın yasal gazetelerinde, Uluslararası Kadın Günü’ne dair makaleler yayınladı. Çalışan kadın hareketinde Bebel ve Zetkin gibi önemli yüzlerin hikayeleri yanında özgün makalelere yer verildi.

1917’de Rusya’da büyük Şubat ayaklanması başladığında, Petersburg’da Çarlığa karşı ayaklananlar arasında çalışan kadınlar ağırlıklıydı. Bu nedenle, Çalışan Kadınlar Günü’nün devrim ve çalışan kadın imgesi yününden çifte anlamı vardır.    

Sovyetler Birliği’nde çalışan kadınlar, imtiyaz ve sivil haklar konusunda mücadele etmediler. Zaten onlar devrim sayesinde haklarını kazanmışlardı. Çalışan kadınlar ve köylüler eşit vatandaşlardı ve daha iyi yaşam koşulları için ellerinde güçlü silahları vardı. Bunlar oy kullanma, Sovyet devletinin bir parçası olma ve toplumsal organizasyonların içinde olma gibi haklardı. 

Batı’da Kadınlar Günü Nasıl ve Neden Organize Edildi?

Kadının eşitliği ve erkeğin yanında devlet yönetiminde olması son asrın önemli bir tartışması olmuştur. Bütün kapitalist ülkelerde, çalışan sınıflar, çalışan kadınların hakları için uğraş verdiler ancak burjuvazi bu hakları kabul etmek istemedi. Sosyalist Kuzey Amerika, bilhassa kadınların oy hakkı için ısrarcı oldu. 28 Şubat 1909’da ABD’de sosyalist kadınlar, muazzam gösteriler ve toplantılar yaptılar ve çalışan kadınların politik haklarını talep ettiler. Girişim ABD’de ilk kadınlar günü olarak kabul edildi ve ABD’de çalışan kadınlara atfedildi. 

1910’da çalışan kadınların ikinci konferansında Clara Zetkin, uluslararası çalışan kadınlar günü organizasyonu fikrini dile getirdi. Konferansta tüm ülkelerde aynı gün “Kadınların oyları, sosyalizm için uğraşan kadınları birleştirecek” sloganı altında kutlanma kararı alındı. 

Yıllar içerisinde, parlamentoyu daha fazla demokratik hale getirmek için kadınlara imtiyazlar ve kadınların oy hakkının genişletilmesi kararları gündem oldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce işçiler, bütün ülkelerde oy hakkını kazanmıştı. Bu haklara sahip olmayanlar yalnızca kadınlardı. Kapitalizmin sıkı gerçekçiliğinde ülke ekonomisine kadının katkısı zaten talep edilmekteydi. Her geçen yıl, fabrikalarda, ofislerde ve madenlerde işçi ve hizmetçi pozisyonundaki kadınların sayısı artmaktaydı. Kadınlar ve erkekler, ülke refahını elleriyle yükseltmekteydi. Ancak kadınların halen oy hakkı yoktu. 

Savaştan önceki yıllarda hayati önemli mallardaki fiyat artışları, en sessiz ev kadının bile politikanın bir parçası haline getiriyor, ekonomik zorluğu protesto için dışarı çıkarıyordu. Avusturya, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde, ev kadınlarının sesleri gittikçe yükseliyordu.    

Çalışan kadınlar için, pazarda yer almak ya da eski tüccarların pazarını kapmak zordu. Yaşamak için kazanmak zorunda oldukları para, aslanın ağzındaydı. Hükümet politikalarını değiştirmek zorunda olduklarının farkındaydılar. Başarmak için, çalışan kadın sınıflarına imtiyazlar tanınması somut talepleriydi.  

İşe, çalışan kadınların oy verme hakkını talep etmekle başladılar. Sosyalizmin afişleri altında çalışan kadınların gücünü organize ederek kendilerine bir gün uyarladılar, amaçlarına ulaşmak için verdikleri kavgayı genişletmek istediler ve bu nedenle uluslararası platforma taşıdılar.  

Kapitalist çoğu ülkede durum birbirine çok benzerdi; kadınlar çok çalışıyorlardı ve temel sosyal haklardan mahrumdular. Sesleri çok cılızdı. Norveç, Avustralya Finlandiya ve Kuzey Amerika’nın bazı eyaletlerinde, kadınlar 1. Dünya Savaş’ından önce sivil haklarını kazanmışlardı.  

Almanya’da Kayzer’den sonra kompradorlar tarafından kurulan burjuva devletinde, 36 kadın parlamentoya girmişti, ancak aralarında tek bir komünist yoktu. 1919’da İngiltere’de parlamentoya sadece bir kadın girmişti ancak o da aristokrat bir mülk sahibiydi. Fransa’da da kadın hareketinin olgunlaşması çok geç yıllara dayanmaktaydı ve eşit vatandaşlık statüsünden ziyade imtiyazlar olarak sunulmaktaydı. 

Burjuva parlamentolarda çalışan kadınlara verilen hakların pek de faydası yoktu. Güç, kapitalistlerin ve mülk sahiplerinin elindeyken, hiçbir politik hakkın çalışan kadının geleneksel pozisyonu olan evde ve toplumdaki kölelik pozisyonunu değiştirmesi mevzubahis değildi. Süreçte, Fransız burjuvası, proleter kadınlar arasında Bolşevik fikrin yükselmemesi için bir adım daha attı ve kadına oy verme hakkını verdi. 

Selçukludan Osmanlıya, Osmanlı’dan Genç Cumhuriyet’e Çalışan Kadının Bilinci

Türklerde çalışan kadınların örgütlenme hareketi çok eskilere Selçuklulara kadar uzanır. Ancak bu hareket Osmanlı’da tamamen bitirilmiştir. Osmanlı’nın sosyal bir devlet olmaması yanında inancın kadına olan bakışı, kadını üretimden de kadın emeği mücadelesinden de uzaklaştırmıştır. Osmanlı’nın sosyal sınıfları içerisinde tebaa olarak kabul ettiği, vergi vermek ve asker göndermek üzere elinde hazır bulundurduğu çalışan ve köylü sınıfının içerisinde, kadının üretim ilişkilerindeki ağırlıklı yeri tarım sektöründe sınıf bilinçsiz işçilikti. Osmanlı’da çalışan kadın sınıflarının öz bilinci törpülenmiş; ataları Selçukluların kadın örgütlenmesi teşkilatından dahi bir miras almamıştı. 

Oysa Selçukluda Ahilik teşkilatının içinde Bacıyan-ı Rum teşkilatı olarak örgütlenen kadınlar, hem üretiminin içindeydi hem de mesleki ve teknik konularda eğitim alacağı bir birlik sağlamışlardı. Türk kadının kurduğu bu sivil toplum örgütünün bilinci, çağındaki kadınların bilincinin ne kadar ilerisinde olduğunun resmi gibiydi. Kadınlar ağırlıklı olarak, çadırcılık, keçecilik, nakışçılık, örgücülük, kilim ve halı dokumacılığı, ipek ve pamuk ipliği üretimi gibi geleneksel el sanatları sektörünün içerisinde vardı; sanayi sitelerinin meskun bölgelerinde üretim yapıyor ve üretimden gelen haklarını korumak için birlik oluyorlardı. Selçukluda Ahilik teşkilatının dinsel inancı sosyal hayatla birleştiren özgür yapısı bunu başarmıştı. Bu düşünsel özgürlük, Osmanlının İslam inancının özgürlük sınırları içerisine girdiğinde yapı bozuldu, kadınlar üretimden de birlikten de dışlandı. 

Osmanlı’nın geleneksel kadına bakış açısını tüm yıkımıyla devralan Genç Cumhuriyet’in atasının kadını, “Bizatihi insandır” diye tanımlaması devralınan kadın mirasının sosyal statüsünün ne derece yerlerde olduğunun ispatı gibiydi. Atatürk’ün kadını yerden kaldırma savaşında, kadın hızla yükseldi. Kapitalist ülkelerin birçoğundan önce yerel ve genel seçimlerde oy verme hakkı kazandı. Üretime katılmak için teşvik edildi; fabrikalarda, devlet kurumlarında çalışma hayatına girdi. 

Cumhuriyet, Demokrat Parti döneminden itibaren, ekonomik üretim ilişkilerinde kapitalist modeli seçmesiyle birlikte Batı’daki kadının hak mücadelesindeki zorluklar Türk kadını için bir çıkmaz sokak açacaktı. İnancın getirdiği kadına geleneksel bakış açısının değişmemesi, sendikacılık hareketlerinin olgunlaşmaması, kapitalizmin siyasetten aldığı güçle çalışanların birliğini zorla, baskıyla, bazen içten çürütmeyle bozması, Türkiye’de kadın hareketinin olgunlaşmaması için sağlam bir zemin sağlamıştır. Türkiye’nin üretimden kopması ile de bırakın kadın emeğini korumayı, kadın üretimden dahi dışlanmıştır.     

Günümüz Türkiye’sinde ülkenin ekonomik modeline artık kapitalizm demek dahi mümkün değildir. Kapitalist ekonomik modelde aslolan ucuz iş gücü ile üretim yapmaktır. Kadın ucuz işgücü olarak da olsa üretime katılır. Kadının üretimden dışlanması ekonomik çöküntünün beyanıdır. 

Tarihin hiçbir yerinde kadın emeğinin dışlandığı bir ekonomik modelle abat olmuş, kalkınmış bir devlet yoktur. Türkiye’de bırakın çalışan kadın haklarını, kadınların çalışma hakları ellerinden alınmakta, üretimden dışlanmaktadır. Üretim hayatından çekilmiş bir kadının, hak talebi mevzubahis olamaz. Kendisine layık bulunan haklarla yetinmek zorundadır. Türkiye’de kadın hakları mücadelesi, kadınların üretim hakkı için başlatılmadığı sürece kadınlar kapitalist pazar yapısı içerisinde tüketici konumunda kalmaya mahkum kalacaktır.

İlgili Haberler

Yorum Yap