medikritik.com
Köşe Yazıları

İntörn hekimler göreve hazır, ama…

Kuraldır; hayatın bizim dışımızda gelişen maddi gerçekleri suratımıza çarptığında insanoğlunun yarattığı mantıktan, bilimden ve ahlaktan uzak absürt uygulama ve kuralları adeta ölü balıklar gibi su yüzüne çıkıverir.

Korona virüs salgını ile çalkalandığımız şu günlerde tıp camiasındaki ölü balıklar da bir bir su yüzüne çıkmakta. Bu göze çarpan ölü balıklar kimlerdir ya da nelerdir diye sorulursa cevap bellidir: Korona virüs salgını hakkında konuşabilecek bir branşta uzaktan yakından uzmanlık sahibi bile olmayan tipler mi dersiniz yoksa bilim insanı kisvesi altında dolaşan havuz medyanın maymunları mı dersiniz saymakla bitmez. Öyle şaşkınlık verici bir hadsizlik yaşıyoruz ki toplumca, bir bakıyorsunuz salgın alanında yetkin bir hocamızı TV programına çıkartıp konuşturmuyorlar ve ona deliler içinde tek akıllı olmasına rağmen tam tersi muamele gösteriyorlar. Bunlar yetmiyormuş gibi toplumda bu değerli hocalarımızın önerileri değil medyanın bilimsel soslu şaklabanlarının önerileri yankı buluyor. Yani öyle bir akıl tutulması içindeki bazıları utanmasalar tuza yatıracaklar kendilerini salgından korunmak için.

Akıl tutulmasını yaratanlar bu bilimsel soslu şaklabanlarla da sınırlı değil. Bunlara sırf muhaliflik adına doğrulara bile muhalif olup halk sağlığı uygulamalarına karşı bozgunculuk yapan, hiçbir şeyi beğenmeyen, doğruya köstek olan ya da  “Uğur Mumcu” gazeteciliği altına sığınarak “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” her bokolog medya unsurlarını da katabiliriz.

Gelelim bizlerin yani intörn hekimlerin Leyla ile Mecnun dizisini kıskandıran absürtlükteki hikayesine. Tümden gelim yapıp üstteki satırları yazdıktan sonra geneldeki absüt tablo karşısında özel olan absürt tablonun daha anlaşılır olacağını düşünüyorum.

İntörn hekim uygulamasındaki bu absürdizmin daha da gözler önüne serilmesine yol açan olay Sağlık Bakanlığımızın salgının yayılmasını önlemek amaçlı aldığı şimdilik 3 haftalık “tatil” kararı oldu. Bu karar tıp fakültesi dönem 5 öğrencileri de dahil olmak üzere hiçbir fakültede bir sorun çıkarmadı. Ama mesele intörn olunca çarşı karıştı. YÖK’ün aldığı kararda İntörn hekimlerin tatil olup olmayacağı kararı intörnlerin gönüllü olması halinde geçerli olacak şekilde rektörlüklere bırakıldı. Ortaya ise iki farklı görüş çıktı haliyle :

1-)İntörnler Doktor adayıdır hatta doktordur.Sağlık Personelidir.Sahadan kaçmak gibi seçenekldfi olamaz, ”Tatil” onları kapsamaz.

2-)İntörnler öğrencidir. “Tatil” onları da kapsar.

Peki hangisi doğru? Bu seçeneklerin doğruluğu aslında Tıp Eğitim sisteminde yer alan İntörn Hekimlere nasıl davrandığınızda gizli. Ama biz bu özel durumda 2. Önermenin daha doğru olduğunu baştan söyleyelim.

Birinci önermenin doğru olabilmesi ilk başta intörne çok değil en fazla 1 sene sonra meslektaşınız olacak bir doktor gibi davranmanız gerekmektedir. Ama siz intörn hekime okulda senin yerin çöp kutusundan sonra geliyor der ve ona uygun davranırsanız 1.önermeyi savunmak için herhangi bir tutarlı yanınız kalmaz. Bu süreçte 1.önermeyi can hırlaş savunanlar kıdemi, ünvanı ne olursa olsun iddaa ediyorum ya çevresinden bir haberdir ya da iki yüzlüdür.

Neden?

Çünkü İntörn “Hekim” bugün üniversite hastanelerinde seneye sahada görev alacağı meslekte, son sınıf öğrencisinin olması gerektiği gibi tanı ve tedavide aktif rol aldığı ve ona bir şeyler öğretildiği eğitim süreci içinde değildir. 

Çünkü İntörn hastanenin ucuz iş gücüdür.İntörn, hemşirelerin görevi olan kan almaktan,sonda takmaktan,hastanın vitallerine bakmaktan,asistanın evrak işlerini kahvesini vb.. yapmaktan, hocaların getir götürünü yapmaktan hatta çoğu hocanın polikliniğine bile almadığı alsa bile onu adliyedeki mübaşir gibi hasta çağırmak için kullandığı, hasta başında klinik anlamda bir şey öğretilmeyen,yerinin ne olduğunu anlayamayan öğrencilikle doktorluk arasında arafta kalmış, sağlık camiasının geleceğin kaygıları içinde boğulmuş olan üvey oğludur,kızıdır.

Elbette ki kan almak sonda takmak vb.. tıbbi girişimleri öğreneceğiz ama kimse kusura bakmasın seçeceğimiz uzmanlık alanı kan almak,sonda takmak,çekmek vb… olmayacak.Bir sene sonra zorunlu hizmet görevinde yapayalnız çırılçıplak bırakıldığımızda hekim olarak işimize yaracak olan bunlardan daha ziyade klinik deneyimlerdir.

Beterin beteri var diye boşuna dememişler. Hani derler ya tam Aziz Nesinlik hikaye. İntörn Aziz Nesin hikayelerinden fırlamıştır adeta. Keşke bu saçmalıklar saydıklarımızla kalsa. Bir arkadaşıma kongrede gelenler yolu bulamıyor diye soğuk havada yola dikilerek tabela tutturulmuştu. Ben ise bir keresinde poliklinikte otururken içeriye hoca geldi ve içerideki sinekleri gördükten sonra dedi ki “İntörn boş durma odadaki sinekleri öldür.” Sonra 3 sineği kısa bir zamanda öldürmüş olacağım ki hoca suratına takındığı şaşkınlık ifadesiyle karışık nüktedan gülüşüyle asistan ablaya dönüp tekrar açtı o haşmetli bilimsel ağzını ve “Bu seneki intörnler baya iyiymiş”  dedi.Tabi bende “sayın hocam gündeme vücudum ve çevikliğimle değil tıbbi bilgimle gelmek istiyorum.” diyecektim… Ama 1 sene sonra mesleğe çıkacak olmama rağmen kendime yakıştırabileceğim çokça bir tıbbi bilgim ve klinik deneyimim olmadığı aklıma geldi. Sustum. Öldürdüğüm sinekleri ve bu trajikomik anıyı ileride dalga geçip güleceğim bir anı olarak yanıma kar saydım. 

Daha neler neler… Kadın Doğum bölümündeyken NST cihazının başına konup gebelere bütün gün NST çekmem istendiğinde ne NST çekmeyi gösteren vardı ne de sonucunu okumayı. NST çekmeyi 3 haftadır yatan bir hastadan öğrenmiştim. Mesleğe çıkacak intörndeki özgüven kaybını ve onun hasta karşısında güvenilirliğinin sarsılmasını düşünen yok tabi.O sarstığınız güvenilirliklerin hekime yıllar içinde şiddet olarak dönmesi de çabası.Bir de ameliyathanede görevli intörnken hiçbir ameliyata dahil edilmeyip bütün gün boş boş ameliyathane soğunda oturup sonunda asistana acil servise gidip vaka göreyim bari diye isyan ettiğimde asistanın “biz intörn yokken ameliyathaneye hasta çağıramıyoruz ya..!? “ diye çıkışıp gün içinde olan 11 ameliyattan 1 tanesinde bile hasta çağırmadığımı anlatmıyorum bile. Öyle sinirlenmiştim ki asistana ameliyatı yapacak ana bilim dalı başkanı olan cerrah hocama “haddini bil haddini ben bu ameliyathaneye servisten hasta çağırmasam sen opere edecek hasta bulamazsın acından ölürsün bee “ diye tehdit ettiğim fantezi hayallerle dolu bir gün geçirmiştim. Hocamda çok şekerdir ama o da bu devrana karşı elini taşın altına atmadığı için suçlu…

Düşününce aslında İntörn Hikayeleri diye bir derleme yapsak hiçte fena olmaz hani.Çünkü böyle olaylar sayamayacağınız kadar çok….

Peki geri dönüp soralım tanı ve tedavi basamaklarında neredeyse hiçbir yeri olmayan intörn gibi bir elemanın Pandemi çapındaki büyük bir salgında “doktor” olduğu hatırlanıp hastanede kalması ne kadar mantıklı? İntörnlerin yaş grubu Korona Virüs salgınında ölüm oranı en düşük görülen aralığa denk geliyor. Bu da demek oluyor ki intörn hastalığı hafif bir şekilde geçirirken onu o poliklinikten diğerine, yoğun bakımdan ameliyathaneye, ameliyathaneden servise çoğu zaman korunmasız bir şekilde yolladığınız zaman, yolladığınız kişi sadece ayak işinizi yaptırdığınız bir intörn değil elektron mikroskobunda görülen Korona Virüsün artık çıplak gözle görülen intörn formasyonu olur. Sonra da bunu yapma imkanınızın 3 haftalık “tatille” önüne geçilince YÖK’ün yayınlamış olduğu yönergedeki “Gönüllülük” kelimesini kendinize siper edip sırf rahatınız kaçacak diye intörn arkadaşlarımızın meslek ahlakını sorgularsanız burada sorgulanacak ahlak sizinki olur. Çünkü ahlak insanın teorisini pratiğine uydurabilmesinde ve ona yönelik davranmaya çalışmasında başlar.

Ama usulü esasa yedirmemek gerek. Mesele halk sağlı ise bugünkü uygulamada matıklı olan İntörn’ün “tatil” olmasıdır. Çünkü pandemi gibi büyük bir salgında İntörn gereksiz ara eleman olarak virüs taşıyıcısı olmaktan başka bir işe yaramıyor. İntörnlük bugün neredeyse bir doktor adayına yakışır hiçbir iş yaptırılmayan ve 6.sınıf tıp eğitimiyle alakası olmayan bir öğrencilik dönemi haline getirilmiştir. Dolayısıyla bu zorunlu “tatil” ile intörnlerin hiçbir koruyucu önlem aldırılmadan Korona şüpheli hastanın önüne savaşta ilk harcanması olağan kabul edilen öncü birlikler olarak salınması ve dolayısıyla virüsü hastaneden sosyal yaşama sıçratarak olası yaymalarının önüne de geçilecektir.

Ayrıca bu sayede bütün gün dişe dokunur hiçbir iş yapamamaktan bunalmış bir şekilde eve gelip kendini düşmana yenilmiş yaralı bir savaşçı gibi köşeye çalan intörn, okulda ona sunulmayan eğitimi ve kendisinde hissettiği bilgi eksikliğini evde ders çalışarak bir nebzede olsa kapatma imkanı bulup bir sene sonraki meslek hayatına da yarar sağlayacaktır.

Tabi ki bu yazıda eleştirdiklerimizin geneli içinde hakkı yenip harcanamayacak kadar değerli hocalarımız, kıdemlilerimiz var. Ve aynı zamanda savunduğumuz arkadaşlarımızın içinde de işten kaçmaya göz kırpanlar mevcut. Hepimiz rahatı severiz ama Çin gibi toplumcu yönetimler örneği gösterdi ki örgütlü bir toplumun böyle zorlukları aşması daha kolay ve olabilecek kayıpları dayanışmacı kültür bir hayli azaltıyor . Bu yüzden işlerine gelince doktor olduğumuzu hatırlayanlara kızdığımız gibi bizimde işimize gelince öğrenciliğe sığınıp görevden kaçmak gibi bir lüksümüz yok.

Art niyetli olan kişilere karşı belirtmekte yine de fayda var; Eleman ihtiyacının kaçınılmaz olduğu durumlarda, ucuz iş gücü olmak dışında, işe gelince doktor muamelesi görmediğimiz, gerçekten tanı ve tedavi basamaklarında bir fiil rol alıp kıdemlilerimizin bize yol gösterdiği ve kriz yönetimini öğrettiği, her personel gibi koruyucu ekipmanların bize de verildiği bir ortamda tıp fakültesi son sınıf öğrencisi olan İntörn Hekimler görevlere hazırdır. Yeter ki samimi ve tutarlı olalım.

Yorum Yap